Shion Karasuma
Veri Dosyası
Karakter Hikayesi
Shion, milenyumun o tuhaf, dijital geçiş sancılarının yaşandığı yılında, 5 Ekim 2000’de dünyaya geldi. Doğduğu yer, Tokyo’nun o neon ışıklı, turist dolu merkezlerinden biri değildi. Adachi-ku’nun işçi sınıfı kokan, betonu bol, yeşili az bir mahallesinde; alçak tavanlı bir apartman dairesinde gözlerini açtı.
Babası Kenji, eski usul bir marangozdu. Elleri her zaman talaş ve vernik kokardı. Sert bir adamdı Kenji. Duygularını kelimelerle değil, yaptığı ahşap işçiliğindeki kusursuzlukla gösterirdi. Annesi Emi ise bir süpermarkette kasiyerdi; hayatın yorgunluğunu yumuşak gülümsemesinin arkasına saklayan o fedakâr Japon kadınlarındandı.
Shion’un çocukluğu, babasının atölyesindeki ritmik çekiç sesleri arasında geçti. Diğer çocuklar parklarda futbol oynarken, o babasının ıskarta tahta parçalarına şekiller çizerdi. Henüz altı yaşındayken, eline aldığı siyah bir keçeli kalemle kendi koluna ilk "dövmesini" yaptı: Yamuk yumuk bir ejderha. Babası bunu gördüğünde ona kızmadı, sadece uzun uzun baktı ve "Eğer bir iz bırakacaksan, silinmesine izin verme," dedi. Bu cümle, Shion’un hayat felsefesi olacaktı ama bunu anlaması yıllar sürecekti.
İlkokul yılları sessiz geçti. Shion, sınıfın arka sırasında oturan, teneffüslerde dışarı çıkmayıp defterinin kenarlarına canavarlar, samuraylar ve kopmuş kafalar çizen o "tuhaf" çocuktu. Öğretmenleri annesini çağırıp "Oğlunuzun iç dünyası biraz karanlık," dediklerinde, annesi sadece başını eğer, özür dilerdi. Ama Shion karanlıkta değildi; o sadece gölgeleri, ışıktan daha ilginç buluyordu.
2011’deki büyük deprem olduğunda Shion 11 yaşındaydı. Okulun bahçesinde toplanmış, yerin ayaklarının altından kayıp gidişini izlerken hissettiği o çaresizlik, ona dünyadaki her şeyin geçici olduğunu öğretti. Binalar yıkılabilir, yollar çatlayabilir, insanlar ölebilirdi. Kalıcı olan tek şey neydi? Belki de sadece hafıza.
Bölüm II: Egzoz Gazı ve Kanın Tadı (2013-2018)
Ergenlik, Shion’a bir balyoz gibi indi. Ortaokul biterken babasının işleri bozulmuş, atölye kapanma noktasına gelmişti. Evdeki huzursuzluk, Shion’u sokağa itti. O sessiz, resim çizen çocuk, yerini öfkeli ve fevri bir gence bıraktı.
Lise yılları, okuldan çok sokaklarda geçti. Shion, "Black Emperors" adlı yerel bir motosiklet çetesinin (Bosozoku) en genç üyeleriyle takılmaya başladı. Henüz ehliyeti bile yokken, geceleri modifiye edilmiş scooter'ların arkasında Tokyo otobanlarında rüzgârı yiyordu. O dönem, Shion için hayatın rengi siyahtı. Deri ceketler, zift gibi geceler ve asfaltın karası.
16.yaş gününde, çetenin lideri olan Ryuji, onu kenara çekti. Ryuji’nin kolları, boynuna kadar dövmelerle kaplıydı. Shion o desenlere büyülenmiş gibi bakardı. Ryuji, "Bizim hayatımız hızlıdır Shion, ama bu desenler yavaştır. Bunlar sabırdır," demişti. Ryuji’nin sırtındaki devasa kaplan dövmesi, Shion’un sanat damarını yeniden attırdı. O gece, eline uzun bir süre sonra ilk kez kalem aldı. Ama bu sefer kâğıda değil, arkadaşının koluna, basit bir mürekkepli iğneyle (handpoke) küçük bir kanji harfi kazıdı: "Sadakat".Kanın çıkışı, mürekkebin deriye girişi, arkadaşının yüzündeki acı ama gururlu ifade... Shion o an, hayatının amacını bulduğunu hissetti. Bu, babasının marangozluğu gibiydi ama ahşap yerine insan eti, çekiç yerine iğne vardı.
Ancak sokak hayatının bedeli vardı. 17 yaşında, bir polis baskınında tutuklandı. Reşit olmadığı için hapse girmedi ama denetimli serbestlik aldı. Babası onu karakoldan alırken tek kelime etmedi. Eve geldiklerinde babası, Shion’un çizim defterlerini önüne attı. "Serseri olabilirsin ya da sanatçı olabilirsin. İkisi birden olamazsın," dedi.
O gece Shion, çeteyle olan bağını kopardı. Motosiklet sevdasını kalbine gömdü ve çizime odaklandı. Liseden mezun olur olmaz üniversite sınavlarına girmedi. Ailesinin itirazlarına rağmen, Yokohama’da yaşayan, geleneksel Irezumi ustası (Horishi) Horitomo’nun kapısını çaldı.Horitomo, aksi ve gelenekçi bir adamdı. Shion’u kapısında üç gün bekletti. "Dövme moda değildir, ruhtur. Sabrın yoksa git," dedi. Shion gitmedi. Yağmurun altında, kapının eşiğinde bekledi. Sonunda içeri alındı.
19 yaşından 21 yaşına kadar Shion, bir "Deshi" (çırak) olarak yaşadı. İlk bir yıl eline makine almasına izin verilmedi. Sadece stüdyoyu temizledi, ustanın yemeklerini yaptı, iğneleri sterilize etti ve mürekkep kardı. Sumi mürekkebini (geleneksel Japon mürekkebi) taşta ezerken parmakları siyaha boyandı ve o boya bir daha hiç çıkmadı.
Usta Horitomo ona sadece tekniği değil, felsefeyi de öğretti. "Deri canlıdır Shion," derdi usta. "Kâğıt gibi değildir. Nefes alır, kanar, yaşlanır. Yaptığın resim de onunla birlikte yaşlanacak. Geleceği düşünerek çiz."
Shion, geceleri kendi bacaklarında denemeler yapmaya başladı. İlk gerçek makinesini aldığında elleri titriyordu. Kendi sol uyluğuna, ağzı açık bir Hannya maskesi işledi. Acı inanılmazdı. Ama o acı, geçmişteki hatalarının, ailesine verdiği üzüntülerin bir bedeli gibiydi. Her iğne darbesinde arındığını hissetti.
2020 yılında, pandemi dünyayı vurduğunda stüdyo kapandı. Ama Shion durmadı. Evde, portakalların ve domuz derilerinin üzerinde çalıştı. Bu izolasyon dönemi, onun kendi tarzını bulmasını sağladı. Geleneksel Japon motiflerini seviyordu ama onları fazla katı buluyordu. O, Tokyo’nun modern karanlığını, gelenekselin içine katmak istedi. Daha fazla siyah, daha fazla gölge, daha az renk. "Neo-Japon Noir" diyebileceği bir tarz geliştirmeye başladı.22 yaşında, ustasının yanından ayrıldı. "Artık kendi yolunu çizmelisin," demişti Horitomo. Shion, Shibuya’nın arka sokaklarında, bir binanın üçüncü katında, asansörü bile olmayan küçücük bir dükkan tuttu. Adını "Karasu" (Karga) koydu.
İlk müşterileri, eski mahallesinden tanıdığı serserilerdi. Ama Shion’un yeteneği kulaktan kulağa yayıldı. İnsanlar onun "hafif elini" ve tasarımlarındaki o melankolik derinliği konuşmaya başladı. Shion, dükkanında müzik çalmazdı. Sadece iğnenin vızıltısı ve müşterinin nefes sesi olurdu. İnsanlar ona sadece deri parçalarını değil, hikayelerini de getiriyorlardı.
Bir gün, lösemiyi yeni atlatmış genç bir kadın geldi. Saçları dökülmüştü, vücudu zayıftı. Kolundaki kemoterapi izlerini kapatmak istiyordu. Shion, o izlerin üzerine çiçek açan bir kiraz ağacı (Sakura) işledi. Kadın dövme bittiğinde ağladı. "Artık hastalığı değil, baharı görüyorum," dedi. Shion o gün, yaptığı işin sadece estetik olmadığını, bir nevi şifacılık olduğunu anladı.
Ancak hayat her zaman şiirsel değildi. Sırtı ağrıyordu, gözleri yoruluyordu. Bazı aylar kirayı zor denkleştiriyordu. İlişkileri yürümüyordu. Kız arkadaşları onun sessizliğinden, sürekli çalışmasından ve eve hep yorgun gelmesinden şikayet edip gidiyorlardı. Shion, yalnızlığa alıştı. Dükkânı onun mabedi, evi ise sadece uyuduğu bir yer haline geldi.Bugün Shion’un 25. doğum günü.
Sabah saat 10:00. Uyanıyor. Yatağının yanındaki komodinde bir bardak bayat su ve dünden kalma bir paket sigara var. Tokyo gri bir sabaha uyanmış. Perdeleri açıyor. Aşağıdaki caddeden geçen insanların telaşını izliyor. Kendini yaşlı hissediyor. 25, genç bir yaş ama ruhu sanki yüzyıllardır bu şehirde dolaşıyor gibi.
Kahvaltı etmiyor. Sadece sert bir kahve. Siyah tişörtünü giyiyor, kollarındaki dövmeler kumaşın altından belli belirsiz görünüyor. Boynunun sağ tarafında, kulak arkasından başlayıp köprücük kemiğine inen karga tüyü dövmesi, aynada ona selam veriyor.
Dükkâna yürüyor. Yolda annesini arıyor. "Doğum günün kutlu olsun Shion," diyor annesi. Sesi yaşlanmış. "Akşama yemeğe gel, baban sevdiğin o balıktan aldı." Shion, "Bakarım anne, işim uzun sürebilir," diye geçiştiriyor. Aslında işi yok. Sadece o aile sıcaklığının içine girdiğinde hissettiği o "ait olamama" duygusundan kaçıyor.
Dükkânı açıyor. İçerisi tanıdık bir kokuyla karşılıyor onu. Dettol, lavanta ve eski deri. Bugün tek bir randevusu var. Öğleden sonra gelecek olan bir yabancı. Büyük bir sırt parçasına başlayacaklar.
Saat 14:00. Müşteri geliyor. Uzun boylu, sessiz bir adam. Ceketini çıkarıyor. Sırtı temiz, pürüzsüz bir tuval. Shion, hazırladığı taslağı adamın sırtına transfer ediyor. Dev bir "Ryu" (Ejderha), ama pulları klasik yeşil-kırmızı değil; siyah ve duman rengi. Ejderhanın gözleri kör.
Makineyi çalıştırıyor. O "zzzzzt" sesi odayı dolduruyor. Shion eldivenlerini takıyor, pedala basıyor ve ilk çizgiyi çekiyor. Mürekkep deriye giriyor. Kan sızıyor. Shion siliyor. Tekrar çiziyor.
Saatler geçiyor. Dışarıda yağmur başlıyor. Shion bir trans halinde. Ne açlık hissediyor ne de yorgunluk. Sadece o an var. İğnenin ucu ve yarattığı çizgi. Zihnindeki tüm gürültü susuyor. Babasının hayal kırıklığı, eski sevgilisinin sitemleri, gençliğinin hataları... Hepsi o mürekkebin içinde eriyip gidiyor.
Akşam 20:00. Seans bitiyor. Adam gidiyor. Shion dükkânı temizliyor. Yerleri paspaslarken, camdaki yansımasına bakıyor. 25 yıl. Çeyrek asır. Ne başardı? Bir dükkan, bir sürü çizim ve binlerce iğne darbesi.O an anladı daha büyük bir şeylerin peşinden gitmek istedi ilk uçakla ülkeden kaçamak için bir bilet aldı uçağa doğru yürüdü...